Latin Amerika hapishaneleri, nasıl uyuşturucu çetelerinin komuta merkezleri haline geldi?

Ekvador’da cezaevleri benzeri görülmemiş bir kamu güvenliği krizinin merkezinde yer alıyor. Brezilya ve Venezuela’da hapishanelerde oluşan suç grupları bulundukları bölgelerde yayılıyor. Orta Amerika’da ise hükümetler, çetelerin hapishanelerden uyguladığı güce karşı aşırı önlemler alıyor.

Latin Amerika genelinde, ülkelerde güvenliği artırmak için inşa edilen cezaevleri, beklenenin tam tersi bir etki yarattı ve önemli suç örgütleri için komuta merkezleri haline geldi.

Cezaevlerindeki gruplar tarafından yönetilen bu çetelerin temel geçim kaynağı uyuşturucu kaçakçılığı. Ancak uzmanlar, bazılarının gasptan yasa dışı madenciliğe kadar çeşitli farklı suçlara da karıştığını düşünüyor.

BBC’ye konuşan Meksika’daki Ekonomik Araştırma ve Öğretim Merkezi’nden (Cide) Gustavo Fondevila, “Hapishaneler artık düşündüğümüz gibi değil. Şiddet yayıyorlar. Bir yere hapishane inşa ettiğinizde o bölgede suç oranı da artıyor. Hapishanelerin içinde paralel bir devlet var” diyor.

Brezilya örneği

Latin Amerika ülkeleri için bu sorun, son yıllarda hapishane hücreleri dolup taştıkça büyüdü. Bu büyüme eğilimine eşlik edecek ve cezaevlerindeki mahkumları rehabilite edecek etkili politikalar ise oluşturulmadı.

Suç ve Adalet Politikası Araştırma Enstitüsü’nün (ICPR) 2021’de küresel hapishane verilerini içeren World Prison Brief raporuna göre, ABD hariç Amerika’daki hapishane nüfusu 2000 yılından bu yana iki kattan fazla arttı.

Son 20 yılda hapishane nüfusunun 3,5 kat arttığı Brezilya’da, 1990’larda Sao Paulo’daki bir hapishanede ortaya çıkan bir çetenin, ülkedeki ve belki Güney Amerika genelindeki son dönemin en büyük suç örgütü olduğu düşünülüyor. Örgütün ismi First Capital Command (PCC).

Mahkumların haklarını korumak için bir araya gelen ve giderek büyüyen grup, bir noktada sokaklarda da etkili olabileceğini keşfetti. 2006 yılında Sao Paulo’da şehri kana bulayan bir dizi şiddetli saldırı düzenlendi.

Yetkililer, hızla Brezilya’nı diğer eyaletlerine yayılan örgütün liderlerini tutuklayınca grup daha da genişledi. PCC’nin toplamda 30 bin üyesi olduğu düşünülüyor.

1999’dan beri tutuklu olan, Marcola olarak tanınan Marcos Herbas Camacho liderliğinde PCC, Paraguay, Bolivya ve bölgedeki diğer ülkelerden uluslararası uyuşturucu rotalarını kontrol ederek uyuşturucu kaçakçılığı operasyonlarını genişletti.

Marcola, uyuşturucu kaçakçılığının yanı sıra banka soygunları ve çalıntı telefon satışı gibi başka suçlarla da gelirini sağlıyor.

Bu yıl yayımlanan bir Birleşmiş Milletler (BM) raporunda PCC ve Rio de Janeiro hapishanesinden doğan başka bir Brezilyalı narkotik grubu olan Comando Vermelho’nun Amazon’da yasa dışı altın madenciliği operasyonlarına karıştığına yönelik ifadeler yer aldı.

BBC’ye konuşan Brezilya Kamu Güvenliği Forumu araştırmacısı ve sosyolog Betina Barros, “PCC gibi gruplar cezaevi içinde bile iletişimlerini tamamen sokaklarda olup bitenlerle sınırlamadı. Örgüt içinde daha fazla güce sahip mahkumlardan söz ettiğimizde, kesinlikle etkilerini, kârlarını ve iş dünyasının düzenini etkilediklerini söyleyebiliriz” diyor.

PCC, Latin Amerika’nın diğer bölgelerinde, farklı ölçeklerde olanların bir örneği.

“Paradoksal etki”

Venezuelalı yetkililer, Tocorón Hapishanesi’nde olup bitenleri kontrol etmek yerine sorumluluğu mahkumlara devretti.

Böylece 2014 yılında bu cezaevinde, bir gece kulübü, bir kumarhane ve bir hayvanat bahçesine ek olarak, başka bir küresel Latin Amerika suç örgütü olan Tren de Aragua ortaya çıktı.

Yaklaşık 3 bin üyesi olan bu çete, uyuşturucu kaçakçılığının yanı sıra gasp ve insan kaçakçılığı veya kiralık katillik yapmadan yasa dışı altın madenciliğine kadar çok çeşitli suçlarla anılıyor.

Çete hakkında kitap yazan Venezuelalı gazeteci Ronna Rísquez, Mayıs ayında verdiği bir röportajda, Tren de Aragua’nın en bilinen isminin, Héctor Rusthenford “Niño” Guerrero’un, “Tocorón’un içinde korunduğunu ve tüm operasyonunu oradan yürüttüğünü” söyledi.

Aşırı kalabalık cezaevlerindeki kontrolsüzlük, geçen hafta hükümetin, 2020’den bu yana 450’den fazla kişinin hayatını kaybettiği bir dizi katliama sahne olan cezaevi sisteminde olağanüstü hal ilan ettiği Ekvador’da mevcut.

Uzmanlar, Ekvador hapishanelerindeki şiddetin arkasında, çete savaşlarının yol açtığı cinayetler, silahlı ve diğer saldırıların sokaklara da sıçramasının olduğunu düşünüyor. Ülkenin bölgesel bir uyuşturucu dağıtım merkezi haline gelmesiyle birlikte çete savaşları patlak vermiş.

Bir öğretmen ve güvenlik araştırmacısı olan Carla Álvarez, birkaç gün önce verdiği röportajda, “Ekvador’un organize suçlarla hapishanelerden yönetilen bir narko-devlet olduğunu söyleyebilirim” dedi.

Bu kadar aşırı olmasa da, bölgedeki diğer ülkelerde de parmaklıkların ardında uyuşturucu kaçakçılığıyla mücadele güçleşti.

Arjantin’de, Rosario şehrinden bir narkotik çetesi olan “Los Monos”un tutuklu liderlerinin komutası altında kilolarca kokain taşımakla suçlanan birkaç kişi tutuklandı. Ve yakın zamanda, bir zamanlar Ezeiza Hapishanesi’nden gruba uyuşturucu dağıtımı ve kara para aklama tedariği için bir pilotun çalıştırıldığı ortaya çıkarıldı.

Joaquín “El Chapo” Guzmán gibi uyuşturucu baronlarının devasa yasadışı işlerini maksimum güvenlikli hapishanelerde sürdürdüğü Meksika’da, hapishanelerden her yıl milyonlarca şantaj telefonu açıldığı tahmin ediliyor.

Bazı Latin Amerikalı yöneticiler, mafyanın hapishanelerinin hakimi olduğunu açıkça kabul ettiler.

Honduras Ulusal Savunmadan Sorumlu Devlet Bakanı José Manuel Zelaya, “Cezaevlerinin suç okulu olmaktan çıkması ve organize suç döngüsünü kırması için aktivitelere başladık” dedi.

Honduras hükümeti, Karayip takımadalarında yaklaşık 2 bin çete lideri için bir hapishane inşa etmeyi planlamanın yanı sıra çeşitli katliamların ardından suçla mücadele etmek için sokağa çıkma yasakları, olağanüstü haller ve aşırı kalabalık hapishanelerin askerileştirilmesi gibi önlemler aldı.

Bu “güçlü el” stratejisi, El Salvador Devlet Başkanı Nayib Bukele tarafından, bu yıl çete üyesi olduğu iddia edilenler için bir mega hapishanenin açılışı da dahil olmak üzere, ülke hapishanelerinin içinde ve dışında çetelerin sahip olduğu muazzam gücü azaltmak için uyguladığı stratejiden kopyalanmış gibi görünüyor.

El Salvador’da cinayet oranlarının düşmesiyle birlikte, Bukele yerel düzeyde büyük bir popülariteye sahip oldu ve artık bölgedeki bazı politikacılar tarafından örnek alınıyor.

Ancak bazı kişiler, sivil özgürlüklerin erozyona uğraması, güvenlik güçlerinin görevlerini kötüye kullanması ve cumhurbaşkanında çok fazla gücün toplanmasıyla ülkenin, kamu güvenliğini yeniden sağlamak için çok yüksek bir bedel ödediği konusunda uyarıda bulunuyor.

Diğerleri, sadece cezalandırmaya dayanan politikaların Latin Amerika’da genellikle bir bumerang haline geldiğini hatırlıyor.

Fondevila, “Yüksek mağduriyet yaşadıklarında, insanlar demir yumruk ister. Çok anlaşılır. Korkmadan sokağa çıkmak istiyorlar” diyor.

Ancak bölgede herkesi hapse atmaya yönelik politika ters tepti ve sonuç paradoksal: İnsanları sakin durmaları için hapse atıyoruz ve bu insanlar cezaevinin içinden topluma giderek daha ciddi ve karmaşık suçlarla dönüyorlar.”

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

xxx